1- MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİMİZİN BUGÜNKÜ DURUMU YA DA SORUNLARI:

Milli eğitim sistemimize bir bütün olarak baktığımızda, pek çok problemin şu anda eğitimimize hakim olduğunu görürüz. Yani eğitim bir bakıma başta da arz etmeye çalıştığım gibi, bütün alanlardaki problemleri çözmek için kurulmuş bir sistem ve bu sistemde, toplumun diğer alanlarındaki problemleri çözecek insanların yetiştirilmesi asıl maksat iken, maalesef bizim ülkemizde eğitim kendi başına bir problem olmuştur. Artık eğitim kendi sorunlarının çözülmesini beklemektir. Kendisi problemler yumağı içinde, bu problemlerden kurtulmayı beklemektedir.
Milli eğitim sistemimizin problemlerine bir bütün halinde baktığımızda, onları iki grupta toplayabiliriz. Bunlar:

a- Temel problemler veya problem doğuran problemler de diyebiliriz. Onları birazdan inceleyeceğiz.

b- ikincil derecedeki problemler: bunlar, “problem doğuran problemlerin” doğurduğu, ortaya çıkardığı problemler oluyor.
Şimdi ikinci derecede problemler olarak saydığım ve bizzat yaşadığımız problemlerden bir kaçını arz edecek olursak:

1- Eğitim ortamlarının olumsuzluğu ya da araç-gereç ve ders materyallerinin eksikliği veya yetersizliği,

2- Öğretmen yetiştirilmesi, istihdamı ve şu an karşılaştığı problemler,

3- Öğretmen eksikliği, bina eksikliği, Bugün ülkemizde yaklaşık 45000 tane ilk öğretim okulu var. Bunların 15000 tanesi tek dersliklidir. Yani bir odası ve bir sınıfı var. Bu ilk öğretim okuludur. Bir o kadar da iki odalı, eskiden 5 sınıf bir arada okuyordu, şimdi 8 sınıf bir arada okuyacak. Ülkemizin yine yaklaşık 15000 okulunda bir öğretmen var. Öğretmen bulunmayan binlerce okul da var tabii. İki öğretmenin bulunduğu üç öğretmenin bulunduğu okullar var. Önceden bir öğretmen birinci sınıftan başlayıp son sınıfa kadar dersleri verebiliyordu. İlk okul öğretmenleri böyle hazırlanmışlardır. Ama şimdi ilköğretim 8 yıl olunca branş öğretmeni lazım, matematik öğretmeni lazım, fizik, resim, müzik, din kültürü ahlak bilgisi yani her branştan öğretmen lazım. Bu branşlarda öğretmen olmadığı için bunların hepsine de yine bir öğretmen derse giriyor.

4- Eğitim programlarının, öğretim teknik ve yöntemlerinin toplumumuzdan kopuk olması ve dolayısıyla onun ihtiyaçlarını karşılayamaması,

5- Eğitimde verimlilik anlayışı ve kültürünün oluşturup yaygınlaştırılamamış olması, dolayısıyla kalkınmanın gerektirdiği nitelikteki insan gücünü yetiştirmek yerine, öğrencileri bir üst sınıfa veya bir üst okula taşıması okullarımızın genel karakteridir. Ne aldı ne öğrendi, ona çok fazla bakılmıyor.

6- Öğrencilerin ilgi ve yetenekleri göz önüne alınmadan eğitimin yapılması, Yani eğitim sistemimizde rehberlik çalışması yok denecek durumdadır. Dolayısıyla öğrencinin nerede nasıl, hangi okulda hangi branşta okuması gerektiği konusunda öğrenci de veli de bilgi sahibi değil, devletin de bu yönde bir çalışması yok. Halbuki çağdaş dünyada eğitim, “öğretim”, “yönetim” ve “rehberlik” ten oluşmakta ve başarılı olmaktadır.

7- Mesleki ve teknik alanlara ilgi uyandırılamaması ya da o alanlarda oluşan ilginin dağıtılmış olması,

8- Merkez ve taşra teşkilatlarında, yönetim sistem ve uygulamalarının çağdaş standartların çok altında olması,

9- Bilginin kaynağını, ona ulaşmanın yollarını; bilginin işlevini, bilgiden bilgi üretmenin yöntemlerini öğretmek yerine, soyut bazı konuların ezberletilmeye çalışılması,

10- Okullarda öğrencinin değil, mevzuatın esas alınması,

11- Tarım ve ticaret eğitimine gereken önemin verilmemesi.
Kısacası, eğitimimizin problemleri sayılamayacak kadar çoktur. Biraz önce de arz ettiğim gibi, Eğitim sistemimiz problem çözmekten ziyade, kendisi problem haline gelmiştir. Bütün bunlar gündelik hayatta yaşadığımız problemlerdir.

Kaynak: Doç. Dr. Ömer Özyılmaz